Blog
Son yıllarda yapay zekâ hayatımızın neredeyse her alanına sessizce girmeye başladı. Ödev yaparken, iş planlarken, bir şeyleri araştırırken hatta dertleşirken bile çoğumuz fark etmeden ChatGPT gibi araçlara danışıyoruz. Bir bakıma elimizin altında hep hazır bir dijital akıl var. Ancak bu kadar yoğun ve sürekli kullanım, bazı ilginç ve pek konuşulmayan etkileri de beraberinde getiriyor. İşte tam bu noktada “ChatGPT psikozu” denilen kavram ortaya çıkıyor.
Dünya sessiz bir krizden geçiyor. Adı yüksek sesle konmasa da etkisi her yerde hissediliyor: küresel bir ruh sağlığı krizi ve yalnızlık salgını. Milyarlarca insan, kaygı, depresyon ve sosyal kopuklukla mücadele ederken; bu sorunlara profesyonel destekle ulaşabilenlerin sayısı sınırlı. Tam da bu noktada teknoloji sahneye çıkıyor ve provokatif bir soru soruyor: Yapay zekâ destekli sohbet robotları, terapiye bir alternatif ya da destek olabilir mi? Harvard kaynaklı güncel bir analiz, bu soruya net bir “evet” ya da “hayır” vermektense, bizi daha derin bir düşünmeye davet ediyor.
Dijital teknolojiler çocukların günlük yaşamının artık vazgeçilmez bir parçası. Eğitimden eğlenceye, iletişimden oyuna kadar pek çok alanda ekranlar çocukların dünyasını şekillendiriyor. Türkiye’de 2024 yılında TÜİK tarafından yürütülen Çocuklarda Bilişim Teknolojileri Kullanım Araştırması[1], bu dönüşümün boyutlarını net verilerle ortaya koyuyor.
Siber güvenlik denildiğinde çoğu kişinin zihninde saldırılar, veri ihlalleri ve gizli tehditlerle örülü karmaşık bir alan canlanır. Oysa bu alanın merkezinde, sistemleri korumak için saldırgan gibi düşünen bir uzman profili yer alır: etik hacker. Bu yazıda, etik hacker kavramının ne anlama geldiği, neden kritik bir role sahip olduğu ve bu alanda edinilen deneyimlerin güvenliğe bakış açısını nasıl dönüştürdüğü ele alınacaktır.
Dijital çağ, bireylerin günlük yaşamlarını dijital ortama taşıdığı ve bu bağlamda kimliklerini, davranışlarını ve düşüncelerini görünür kıldığı bir dönemi ifade etmektedir. Bu dönüşüm, beraberinde mahremiyet kavramını da farklı bir boyuta taşımıştır. Artık mahremiyet yalnızca fiziksel alanlara değil, veri temelli sanal dünyaya da yayılmıştır. Bu durum, "dijital gizlilik" (digital privacy) kavramını sadece bireylerin değil, kurumların ve devletlerin de temel bir gündem maddesi haline getirmiştir. Kısacası eğer çağımız dijital çağ olarak adlandırılıyorsa, dijital gizliliğin de çağımızın konusu olduğu söylenebilir. [1]
Dijitalleşmenin her yönüyle hayatı kuşattığı çağımızda, bireylerin internetteki varlığı onların toplumsal imajlarını, kariyerlerini ve psikolojik sağlıklarını doğrudan etkileyebilmektedir. Bir haber, yanlış bilgi ya da yıllar önce yapılmış bir sosyal medya paylaşımı; bireyin şimdiki yaşamına gölge düşürebilmektedir. Bu noktada “lekelenmeme hakkı” ile doğrudan bağlantılı olan unutulma hakkı, kişisel hakların dijital ortamda yeniden yorumlanmasını gerekli kılar.
Dijitalleşmenin hız kazandığı günümüzde bireyler günlük iletişimlerinin büyük bir kısmını e-posta ve kısa mesaj (SMS) üzerinden sürdürmektedir. Bu durum, siber suçlulara yeni fırsatlar yaratmaktadır. Özellikle phishing yani kimlik avı saldırıları, teknik görünümünden ziyade psikolojik manipülasyona dayalı yöntemleriyle dikkat çekmektedir.
Bu yazı, son yıllarda giderek artan “sharenting” (ebeveynlerin sosyal medyada çocukları hakkında içerik paylaşması) olgusunun hukukî sonuçlarını kapsamlı biçimde incelemektedir. Çalışma, Türkiye’deki hukuki düzenlemeler (Anayasa, TMK, KVKK) ile Avrupa Birliği Genel Veri Koruma Tüzüğü (GDPR), ABD Çocukların Çevrimiçi Gizliliğini Koruma Yasası (COPPA) gibi uluslararası normları karşılaştırmalı olarak analiz etmektedir. Çocuğun üstün yararı, mahremiyet hakkı, kişisel verilerin korunması ve dijital ayak izi gibi kavramlar, örnek kararlar ve literatür ışığında irdelenmiştir.
Bilgi çağında yaşadığımız bu dönemde, bilgiye erişimin kolaylaşması aynı zamanda yanlış bilgiye maruz kalma riskini de artırmaktadır. Özellikle sosyal medya platformlarının hızlı iletişim olanakları, dezenformasyonun (yalan bilginin kasıtlı olarak yayılması) hızla yayılmasına olanak tanımaktadır. Bu yazıda dezenformasyonun temel yayılma yolları, bu süreçteki aktörler ve temel önleme stratejileri ele alınmaktadır.